Ateşbâz-ı Velî

GÖNÜL HUZURU VE AĞIZ TADI KONYA…

Eremedim vefasına dünyanın,

Bülbül konmuş sarayına Konya’nın

 

Sizleri, yerleşik tarihi dokuz bin yılı aşan bir başkenti soluklamaya ve burada soluklanırken Ateşbâz-ı Velî'nin tadı damağınızda kalacak sofrasına davet ediyoruz.

iki yüz yılı aşkın bir müddet Selçuklu'ya başkentlik yapmanın yanında, Osmanlı Cihan Devleti'ne kaynaklık eden Konya,  “Devlet-i ebed-müddet” anlayışının bir tezahürü olarak da Türkiye Cumhuriyeti'ne omuz verir, ışık olur.

O şehir ki, rüzgârlarında ney sesi işitilir, yapraklarında gül nefesi hissedilir. O Konya ki, üzerinde yaşattığı ve içinde sırlamakla iftihar ettiği Hz. Mevlânâ'nın deyişiyle “Düşman kılıcı işlemeyecek bir evliyâlar şehri”dir. Bu şehirde Hz. Pîr'in, “Beri gel, daha beri, daha beri” diyen ve içinize işleyen sesini duyar, “Biz güzeliz, sen de güzelleş, beze kendini; bizim huyumuzla huylan, bize alış, başkalarına değil...” davetinde gönül huzuru bulursunuz.

Sizleri, 
     “Cân konağını aramadaysan, cânsın; 
     Bir lokma ekmek istiyorsan, ekmeksin; 
     Şu nükteyi biliyorsan, işi biliyorsun demektir. 
     Neyi arıyorsan, osun sen.” 

nüktesini idrâk için Konya'ya davet ediyoruz.

Zira mayası aşkla yoğrulan insan, yüzyıllardır bu topraklardan akarak bütün bir insanlığı kucaklayan, onlara âb-ı hayât sunan  bu aşk ve nur sebîlinden içmekte, beşer olmanın zaaf ve ihtiraslarından arınmaktadır. 

     Ehl-i diller arasında aradım kıldım taleb
     Her hüner makbûl imiş illâ edeb illâ edeb

(Gönül ehli olanlar arasında aradım, talep kıldım; ancak, her hüner makbul olmakla birlikte, en kıymetlisi ve her işin başı edepmiş.) beytinde ifadesini bulduğu şekliyle, makbûl olan hünerler arasında “edeb”i taleb edenler; muhabbetle acıların tatlılaşacağına, dertlerin şifâ bulacağına inananlar; önünde boyun büktükleri kapıda, kendilerini karşılamaya Hz.Mevlânâ'nın çıkacağını ümîd ederek: “Ey kapılar açan Allâh'ım, bana da hayırlı kapılar aç” niyâzında bulunanlar. Giriniz kapıdan içeri…
Dergâhın bahçesinde Yavuz Sultan Selîm'in yaptırdığı şadırvanda serinleyip, 

     “Efendimsin cihânda i'tibârım varsa sendendir”

diyen Klasik şiirimizin son büyük şâiri Şeyh Gâlib gibi - vahdeti temsîlen elif harfini ve bir rakamını ifade eder tarzda - huzûrda niyâza durmaya; niyâzda dururken sağ ayak baş parmağıyla sol ayak başparmağının niçin kapatıldığını anlamaya çalışın.

Karşınıza Ateşbâz-ı Velî'nin çıktığını göreceksiniz. 

Dergâhın duvarında bir parça taş, huzurda niyaz vaziyetinde gözden süzülen bir damla yaş, Ateşbâz-ı Velî'nin kazanında bir lokma aş olmak isteyen gönül dostları, sizleri Konya'ya davet ediyoruz. Buyrunuz Matbah-ı Şerîfte somat (lokma) gülbangine: “El-hamdü lillâh, eş-şükrü lillâh, tabhı şîrîn ola; Hak berekâtını vere; yiyenlere nûr-ı îmân ola. Dem-i Hz. Mevlâna, sırr-ı Âteşbâz-ı Velî, kerem-i İmâm-ı Ali, şefâat-i Muhammedinin Nebî hû diyelim hûûû.” (Allah'a hamdolsun, şükrolsun, tadı güzel olsun. Hak bereketini versin. Yiyenlere iman nûru olsun. Hz. Mevlâna'nın himmeti, Âteşbâz-ı velî'nin sırrı, Hz. Ali'nin lûtuf ve ihsanı, Hz. Muhammed'in şefâati (için) hû diyelim hûûû.)

Yrd. Doç. Dr. Mustafa ÇIPAN  / Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi